Birlikte yuruyelim....
Yaylalarda....
Zirvelerde....
Cicekler icinde....
Geçmiş Faaliyetler

06-14.08.2016 Kaçkarlar Faaliyet

(1 Oyla)
on 21/11/2016
  • cArleone

2016 Kaçkar Faaliyeti

Faaliyet Raporu 1.Gün 06.08.2016 07:40 gibi Trabzon Hava alına uçakla gelen ekip olarak indik. Hava alanında ufak bir çanta beklemesinin ardından bizi bekleyen aracımızla birlikte Rize’ye doğru yola çıktık. Tabi ki araca bindiğimiz andan itibaren kemençe eşliğindeki yöresel şarkılar çalmaya başlamıştı bile, keyfimiz tam anlamıyla yerindeydi. Akabinde Kardelen Dinlenme Tesislerinde kahvaltı molası verdik. Asıl önemli olan hayatımda ilk mıhlamamı yiyecek olmamdı. Büyük bir heyecanla bekliyordum, derken hayatımda yediğim tadı hala

damağımda kalan mıhlamayı yemiştim, tek kelime ile harikaydı. Ardından tesisten tam kalkarken gözüm peştamal desenli şallara takıldı ve hemen kendime bir tane aldım, artık tamamen Karadeniz’e ait hissediyordum kendimi :)Trabzon’dan Rize’ye giderken yollar hem dik, hem de virajlıydı, fakat o aşık olunası yeşili ve Fırtına Deresi’nin mükemmel görselliği eşlinde adeta büyülenmişçesine buluşma noktamız olan Rize’nin Pazar ilçesine doğru yol alıyorduk. Buluşma noktamıza vardığımızda otobüsle gelen diğer ekibimizle buluştuk ve mini bir alışveriş molasından sonra tekrar yola koyulduk. Yol kenarında Çaykur Çay İşletmesini gördük ve hemen durduk. Hayatım da ilk kez çayın ham halini görüyordum, kokusu; işlenmiş haline göre bambaşkaydı, içimden şunları geçirdim;(Kaçkarlar Faaliyeti bana çok fazla şey katacak ve çok güzel olacak.)Kısa bir mola ve fotoğraf çekiminin ardından tekrar araçlarımıza bindik, Yolda giderken Sol tarafımızda Sevdaluk dizisinde sıkça gördüğümüz köprü olan Çinçiva Köprüsü diğer adı (Şenyuva) olan köprüsü gördük. Köprü edindiğimiz bilgilere göre 1699 yılında yapılmış olan köprü tarihi itibariyle Rize ilinin Hemşin ilçesinde yer alan en eski köprülerden biriymiş. Çinçivanın kelime anlamını merak ettim tabi ki ben hemen,ve gelen yanıt beni çok etkilemişti,Çinçiva: Toplanma ve Kavuşma demekmiş. Tekrar yola koyulmuştuk ve hemen sol tarafımızda heybetli bir kale görünmüştü. Kalenin adı Kaleibala’ydı. Kale M.S. 6. yüzyılda yeniden inşa edilmiş, 14. yüzyıl başlarında da Cenevizliler tarafından aşağı surlar yapılmıştır. Kale, Osmanlı döneminde onarılarak kullanılmış ve bölgenin Türkleştirilmesinde etkili rol oynamıştır. Ufak bir tarihi bilgi verdikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Çat kasabasına gelmiştik, burada ufak bir yemek ve fotoğraf molası verdik. Görselliği gerçekten harika olan bu bir yer, kıyısından akan şelalenin sesiyle adeta bizi büyülemiş ve manzarasını seyre dalmıştık. Yine benim için ilklerden olan karalahana çorbasını ilk kez burada içtim. Çok fazla damak tadıma hitap etmese de fena olarak tanımlayamayacağım bir lezzetti:):) Tekrar yola koyulmuştuk ve Verçenik Yaylası’na doğru yol alıyorduk. Yolumuzun sağında bir ahududu cenneti gördük ve hemen durduk tabi ki, mini ahududu molamızın ardından araçlarımızdan inmiştik. Ortalama 2 saat sürecek yürüyüşümüz bizi bekliyordu. İlk kez bu kadar ağır bir yükle yürüyecektim. Biraz tedirgindim yürüyüşün ilk başlarında biraz zorlansam da, Verçenik Yaylası’ndaki kamp alanımıza gelmiştik. Hemen çadırımızı kurduk ve akşam yemeğimiz için belirlediğimiz menemeni yapmaya koyulduk. Yağmur atıştırmaya başlamıştı, geçer düşüncesiyle yemeği yapmaya devam ettik fakat tam yemek hazırlanmıştı ki, yağmur iyice bastırınca çadırımızın içerisinde yemeğimizi yemek zorunda kaldık. İlk kamp gecesiydi ve bütün gece hem fırtına, hem yağmur ve hatta sabaha inanmayacaksınız belki de ama dolu bile yağdı. Bütün kampımızın böyle geçeceğinin korkusunu yaşamadım desem yalan olur gerçekten:):) 2.Gün 07.08.2016 Sabah 8 gibi aşağı yukarı tüm ekip uyanmıştı. Dün akşamdan kalan bulaşıkların yıkanması ve kahvaltı hazırlığı derken, zaman hızlıca geçmişti. Ufak bir çevre gezisi için Kapılı Göller’e doğru yola koyulmuştuk. Verçenik zirve manzarası eşliğinde muhteşem huzur veren bir yürüyüş olmuştu. Göllerin sisler arasında kendini gizler manzaraları ise büyüleyiciydi adeta:) Daha sonra 12:30 gibi kamp alanımıza geldik ve çadırlarımızı da toplayarak yolumuza koyulduk. Ama ufak bir detayı da paylaşmadan geçemeyeceğim ki sırtımızdaki çantanın yükü hiç eksilmiyor, her geçen gün sanki daha çok artıyor gibi dedim de tüm ekip arkadaşlarım bana gülmüşlerdi:)Ama ne yalan söyleyeyim aynen böyle hissediyordum.2.kamp durağımız olan rakımı 2900 metre civarında olan Tatos Göllerine doğru yola çıktık. Yaklaşık 2 saat yağmur yemiştik ve özellikle kaya inişlerinde zorlanıyorduk. Zemin kaygandı ve mesafe çok uzaktı. Artık bir an daha fazla yürüyemeyeceğimi hissettiğim anlarda ekip arkadaşlarım bana terkinler vererek tekrar yürümemi sağlıyordu derken Tatos Gölleri kendi göstermişti. Hemen kampımızı attık ve maydonuzlu, ton balıklı erişteyi hazırlayarak, ortalığı topladık, çok yorulmuştuk, cep telefonlarımız hala çekmiyordu, sosyal medyaya erişim kısmı beni zorlamasa da ailemi özlemiştim, tüm bu zorluklarla mücadele ederken bir tek aklımda onlar vardı. Bu düşünceler içerisinde saat 19:45 gibi derin bir uykuya daldık. Bu gecede yağmur yağmıştı, ama yorgunluğunda etkisiyle güzel bir uyku çekmiştik. 3.Gün 08.08.2016 Sabahın erken saatlerinde büyüleyici bir göl manzarası ve karların göle yansıması ile uyandık. Çadırımızın kapısını açarak abartısız yarım saat bu manzarayı seyrettik. Bu kartpostal karelerindeki manzaralardan birine sahip olan göle karşı sabah kahvaltımızı büyük bir keyifle tamamlayarak, türk kahvelerimizi yudumladık. Ekip arkadaşlarımın bir kısmıyla mini bir çevre keşfine çıktık,harika boomerang videolar ve fotoğraflar çektik. Kayalıkların üzerinden akrobasik hareketler yaparak yürüdük ve tekrar kamp alanımıza geldik ve çadırlarımızı toplayarak Çiçekli Yayla’ya doğru yola çıktık.3.5 saatin ardından ilk kez medeniyete inmiş olmanın mutluluğunu doyasıya yaşayarak, cep telefonundan hemen babama ulaştım, sanki aylardır görmüyor gibiydim, hemen annemi vermesini istedim fakat annemin işte olduğunu söylediyani kısacası dağlarda gün ve zaman kavramını bile kaybetmiştim:):):)Hafta için olduğunu bile unutmuştumBurada bizi araçlarımız aldı ve (Ya Ben Anlatamadum Ya Sen Anlamayısun,Ellere Yağmur Oldun Bana Damlamayısun ve Kakara Kikiri Şarkıları ile coşarak Çat kasabasına giderek Cancik Pansiyon’da kişnemiş ayran eşliğinde köftelerimizi yedik. Sonrasın da ise,saat:16:00 gibi araçla Samistal Yaylası’na doğru aktarma yolculuğumuz başlamıştı. Önce Elevit sisler arasından, mor çiçekler, ahşap mistik evleri eşliğinde göstermişti kendini, sonrasında ise o enteresan yaylanın girişindeki tabela çarptı gözümüze;(Güzel Elevit’imize Hoşgeldiniz,Rakım 1800 m,Nüfus BELİRSİZ yazıyordu) Tüm ekibi kocaman bir gülümse aldı tabiki, ne kadar Karadeniz insanına özgü bir söz ve tanımlamaydıElevit yaylasından Polovit yaylasına doğru olan yol şoförümüzünde deyimiyle tam olarak ‘Açık Böbrek Ameliyatı’ yaptıracak cinstendi. Aracımızın bir tekeri sürekli uçurum kenarında ve boşta gidiyorduAma herşeye rağmen Karadenizin eşsiz manzarası bizi adeta büyülüyordu. Tam Trovit’e gelmiştik ki Bülent’in espirisi ile resmen neşemizi bulduk,yol çok kötü olduğu için Kafası sallanan köpekler gibi olduk yol boyunca demişti ve bizi gülmekten kırıp geçiren esprilerinden birini yapmıştı. Ardından tam Samistal Yaylası’na yaklaşmıştık ki bu seferde,çok uzun ve yolları çok kötü olan mesafeleri aşıp geldiğimiz için Bülent kendimi Samistal’e tayini çıkan öğretmen gibi hissediyorum diyerek ikinci kez bizi gülmekten kırıp geçirdi. Samistal yaylasında bir yayla evinin geniş bahçesinde kampımızı tam kuracaktık ki birde fark ettik Gülden(yani çadır arkadaşım:) çadırımızın pollerini telaştan araçta unutmuştu. Tabi ki hemen Gedosk Ailemiz buna bir çözüm bulmuştu ve Mehmet Abi çadırını bizimle paylaşmıştı, çadırımızı bir gün sonra araçla tekrar buluşma noktamızdan alacaktık. Çadırımızı kurduktan sonra yıldızların altında kısa salıncak faslının ardından, çok yorgun olduğumuz için hemen uyuya kaldık. 4.Gün 09.08.2016 Kahvaltımızın ardından hemen Kavrun Yaylası’na doğru yürüyüşümüz başlamıştı. Parkur gerçekten çok zorluydu, hep sola doğru olan meyilli araziden yürümekten sol ayağımı hissetmez olmuştum. Ekip bitkin düştüğü tam bu esnada Kaçkar Dağları kendini sislerin arasından göstermişti, bugüne kadar gördüğüm dağlardan çok daha heybetli ve hoyrat görünüyordu, bu esnada telefonumun çektiğini fark ettim ve hemen annemi aradım. Yürümeye devam ediyorduk ki Gülden çantasını uçurum kenarında düşmemesi için düzeltirken dinlendiğimiz yerin çok rampa olmasından dolayı çanta uçurumdan aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştı, ben olayı en arkadan gördüğüm için birinin düştüğü hissine kapılarak çok korkmuştum neyse ki sadece çantaydı, rahatlamıştım. Hemen Gülden’in yanına gelmiştim. Mehmet Abi ve Selçuk Abi çantayı almak için hemen yola koyulmuşlardı çok değil kısa süre sonra bulunduğumuz alana gelmişlerdi, çok şükür kimsede hiçbir şey yoktu, yola koyulmuştuk tekrar bir sis çöküyor bir kalkıyordu bu yüzden yolu biraz uzatsak da sonunda Kavrun Yaylası’na ayak basmıştık. Şahin Pansiyon’da konaklayacaktık bu akşam, hemen odalarımızı ayarladık ve yerleştik. Buzzzzzzzz gibi soğuk suyla alınan o şok duşun ardından yemek faslına geçtik, o kadar yorulmuştum ki saat:20:00 civarında uyuya kalmışım. 5.Gün 10.08.2016 Ertesi sabah meşhur Kavrun Yaylasında kahvaltımızı yayla sütü eşliğinde yaparak tamamladık ve ardından Yalçın Bey’den dün akşam sözünü aldığımız fırın sütlaçlarımızı da yedikten sonra, fazla eşyalarımızı bizim konakladığımız odaya bırakarak, yaklaşık 3 saat sürek Mezovit Kamp Alan’ı yolculuğuna başladık. Yükümüzün çok hafif olması sebebiyle yürüyüş çok keyifli bir sohbet eşliğinde devam ediyordu. Kamp alanına gelir gelmez hemen çadırımızı kurduk ve akşam yemeğimiz olan tarhana çorbası ve bulgur pilavını yapmaya başladık. Tam yemeğimizin hazır olduğu esnada Mezovit’in tabir yerindeyse ‘Katil Sivri Sinekleriyle’ tanıştık. O kadar sprey sıktık yine de, hiçbir faydası olmamıştı kıyafetlerimizin üzerinden bile ısırıyorlardı. Yemeğimizi yedikten sonra hemen zirve çantamızı hazırladık ve zirve için motivasyon dolu bir uykuya daldık. 6.Gün 11.08.2016 Ertesi gün sabaha karşı 4 gibi uyandık, mini bir kahvaltının ardından 4 buçuk gibi zirve için yola koyulduk. Hayatımda ilk kez gördüğümü büyük kayalar ve sağlam sandığım taşların hepsi ayağımın altından adeta kayıyordu. Hava desen çok karanlıktı, ancak 1.5 saat sonra artık gün ağarmıştı. Ekip olarak kalabalık olmamızın da etkisiyle biraz yavaş ilerliyorduk, fakat kapı denilen kısma gelmemiz çok uzun sürmedi. Burada biraz soluklandık ve batonlarımızı artık bırakarak tırmanma aşamasına geçtik. Açıkçası tırmanmak beni biraz korkutuyordu. Kuzey Rotası’nın çok zor bir zirve olduğunu diğer kulüplerin faaliyet raporlarından okumuştum, ürküyordum. Yolumuza devam etmeye başlamıştık önce bir süre normal zorlukta denebilecek rotalardan kırmızı ok işaretleri ile yönlendirmeleri takip ederek ilerledik, fakat sonrasında rota zorlaşmış ve boşluk hissini hissettiğim tam olarak saydığım kadarıyla 5 farklı noktayı geçmiştik. Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki benim ciddi seviyede bir yükseklik ve boşluk hissi korkum varmış. Bunu bu faaliyette çok daha derinden anladım ve hissettim. Zirve yolcuğunda tek aklımda olan Kaçkar Zirve’ye tırmanmış 25 yaşında olan genç bir bayan olarak tüm kadınlarımıza bu işi yapabileceklerini göstermekti. Bu düşünce ile gözümü karartarak tırmandım bu zorlu zirveye. Ekibin birbirinden kopmaması gereken bir faaliyetti, herkes bir önündekinin hangi noktaya basarak tırmandığını iyi analiz etmeli ve adımını bu doğrultuda atmalıydı, ekibin birbirinden hafif bile olsa uzaklaştığını sezdiğim an hemen Cemal Abi’yi uyararak biraz beklemesini söylüyordum. Zorlu ve ciddi dikkat gerektiren ara geçiş noktalarından Mehmet Abi ve Selçuk Abi'nin büyük destekleriyle geçmiştim. Derken zirvemiz görünmüştü.(Saat:11:30 civarı) Adeta büyülenmiştim, ayaklarımın bağı çözülmüştü zirveyi görünce ve hemen olduğumu yerde oturdum kalmıştım. Uzunca bir süre Büyük deniz gölünü seyre durdum, sanırım tektonik oluşumlu bir gölmüş ve derinliği bile bilinmiyormuş, sonrasın da ise sağımı döndüğümde ilk defa uçakta olmadan bulutların üzerinde olduğumu fark etmiştim. Size bu hazzı ve bu duyguyu anlatamam, gözlerim dolmuş, böyle güçlü bir ekiple bu zirvede olmanın onurunu yaşıyordum. Hemen bir şeyler atıştırdım, zirve fotoğraflarımı çektim ve ailem için zirve defterine bir şeyler karalamaya koyuldum, sonrasın da ise ekipçe toplu bir fotoğraf çekilerek dönüş yoluna koyulduk. Kapı dediğimiz noktaya kadar rahat ineriz diye düşünüyordum, fakat her zaman ki gibi iniş çıkıştan çok daha tehlikeli ve ciddi efor sarf etmek gerektiriyordu. Birde biz bunları düşünürken sis hafiften çökmeye başlamıştı, buda tabi ki Karadeniz de yağmurun habercisiydi, derken yağmur başladı. Kayalar ayaklarımızın altından adeta kayıyordu, durup bekleme gibi bir şansımız ve yerimizde yoktu. Devam etmek zorundaydık. Bu da yetmiyormuş gibi 1 saatin ardından dolu yağmaya başlamıştı, biz hala ekipçe bu zorlu savaşta birbirimize destek ve güç vererek ilerliyorduk. Kapıya gelmiş ve batonlarımızı almıştık, kayalar yağmurdan dolayı ıslak olduğu için sürekli akrobasik hareketler yaparak ilerliyorduk. Yaklaşık 19:00 gibi kamp alanına varmıştım. Eşyalarımı toplamaya koyulmuştum ki Gülden’in düştüğünün ve sırtına kaya geldiğini öğrendim, o kadar kötü yağmur yağıyordu ki Gülden’i Mehmet Abi ve Yusuf getirmişlerdi, belli ki çok canı acıyordu ve biz ne yapacağımızı o panikle bilemiyorduk, hemen tüm ekip çadırlarını ve çantalarını toplayarak kamp alanıNdan Kavrun Yaylası’na doğru yağmur, karanlık ve sis eşliğinde zorlu yolculuğumuz başlamıştı.O yol bir tülü bitmiyordu, sanki ve daha zirvenin yorgunluğunu kimse üzerinden atamadan tekrar hızlıca ilerlemek hepimizi çok zorluyordu, birde Gülden’i düşünüyor ve hepimiz derinden üzülüyorduk. Kavrun Yaylası’na gelir gelmez araçlardan birine bindik ve Kaçkar Devlet Hastanesi’ne doğru yola koyulduk. Hastane de yapılan tetkiklerden sonra Gülden’in belinde 2 noktada kırık olduğu tespitini öğrenerek:):)Çamlıhemşin deki konaklama durağımız olan Doğa Otel’e gelmiştik. O kadar yorulmuşum gibi başımı yastığa koyar koymaz uykuya dalmışım. 7.Gün 12.08.2016 Dere sesi eşliğindeki sabah kahvaltımızın ardından, Gülden ufak bir konuşma ile bizim için Kaçkar Zirve’ye özel hazırlattığı plaketleri taktim etti. Çok güzellerdi, tıpkı Gülden’in kalbi ve gönlü gibi…Araçlarımız bizi aktarma için almaya gelmişlerdi bile Çamlıhemşin çarşıda ufak bir gıda ve hediyelik alışveriş molasının ardından Pokut Yaylası için yola koyulmuştuk. Yaylaya vardığımızda yoğun sisten dolayı burnumuzun ucunu bile göremiyorduk. Kamp alanı olarak belirlediğimiz ve çadırlarımızı kurmaya başladığımız alanı köylüler ve köyün muhtarı bu alanda kamp yapmak yasak diyerek bizim alandan ayrılmamızı sağlamalarının ardından, kendimize kalacak bir yer bulmamız gerektiği artık aşikardı. Mehmet Abi ve Neşe Başkan etrafta bulunan birkaç taş evle görüşerek, en uygun fiyatlı olanı ile anlaştılar ve odalarda 3-4 er kişi kalacak şekilde yerleşmemizin ardından, mangal için aldığımız köftelerimizi pişirdik ve yanına salata, pilavda yaparak afiyetle yedik. Bu yorgun günün üzerine güzel bir uyku çektik. 8.Gün 13.08.2016 Sabah ‘’yeşilin en dibi ile bulutların üzerindeki yaşamın adı’’ olan Pokut’ta muhşem bir yayla kahvaltısının ardından, toparlanarak Ayder Yaylası’na gitmek için yola koyulduk. Yolculuğumuzu bozuk ve dar virajlı yollardan oldukça zor olacak şekilde tamamlamış ve Kardelen Dağ Evlerine gelmiştik. Hemen odamıza yerleşerek yemek saatini beklemeye koyulmuştuk. Yemeğin hemen ardından közde kahve içmek ve Hemşin Helvasını yemek için hemen Ayder çarşıya doğru yola koyulduk. Helva mısır unundan yapılmış ve çok hafifti insanın dişini gıcır gıcır yapıyor ve ağızda mayhoş bir tat bırakıyordu. Bu lezzeti de tattıktan sonra ufak bir hediyelik çay alışverişi yaparak otelin yolunu tuttuk ve güzel bir uykuya daldık. 9.Gün 14.08.2016 Sabah kahvaltımızın ardından saat 10:30 gibi aracımızla Trabzon hava limanı için yollara düştük. Uçağımız 15:40’ta kalkacaktı, fakat arkadaşlarımızdan birinin uçağı daha erken saatte olduğu için erkenden hava limanına gelmiştik. Uçak saati gelene kadar yemek yedik ve 1.5 saat rötarla uçağımıza binerek, Sabiha Gökçen Hava Alanına geldik. Faaliyetimiz burada sonlanmıştı. Bu uzun soluklu faaliyette emeği ve desteği geçen tüm ekip arkadaşlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Bizim büyük ve güçlü bir EKİP ve aynı zamanda da AİLE olduğumuzu herkese anlattığımız başarılı ve keyifli, eğlence dolu günler geçirdik. Beni faaliyet raporunu yazmaya layık gördü için GEDOSK’a sonsuz teşekkür ediyorum. Diğer faaliyetlerde tüm doğa sever dostlarımızla görüşmek dileğiyle… Mügen IŞIK

  

  

Son Düzenlenme Pazartesi, 03 Nisan 2017 09:49